KUR’AN’A GÖRE MÜSLÜMAN KİMDİR?

0
871

Tevhid; peygamberlerin mesajının kaynağıdır, özüdür. Daha açık bir ifadeyle rabbani davanın değişmeyen esasıdır. Allah-ü Teâla hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Andolsun kî, biz her ümmete; “Allah’a ibadet edin, Tagut’a kulluktan kaçının” dîye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir.”

Mehmet FAZLIOĞLU

MÜSLÜMAN TAĞUTU REDDEDEN ALLAH’A İMAN EDENLERDİR.

Yeryüzünde salah ve fesadın menbaı olan iki kavram vardır: Tevhid ve Tağut. Tevhid salahın menbaı,Tağut ise fesadın kaynağıdır. Tevhid’in olduğu yerde Tağut olmaz, Tağut’un olduğu yerde Tevhid olmaz. Bu ikisinden birisinin olması için ötekinin yok olması gerekir. Allah-u Teâlâ değişmez hayat mektebimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Her kim Tağut’u inkar edip de Allah’a iman ederse kapmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır, “

(1) Dikkat edilirse bu Ayet-i Kerime’de Tevhid ile Tağut birarada iki zıd kutup olarak gündeme gelmişlerdir. Tağut’un inkarından sonra Allah’a iman etmekten ibaret olan Tevhid’e ulaşılır, Tağut’u tasdik ile birlikle Tevhid’e ulaşılmaz. Aksine Tağut’u tasdik eden bir kimse Tevhid’den mahrum kalır.

Çünkü Tevhid; hayatı insanlara değil, Allah’a bağlanmaktır. Başka bir ifadeyle Tevhid; Allah-ü Teâlâ’nm ortaya koyduğu her şeyi kabul etmektir. Yani Tevhid; Allah’ı birlemektir, Onu bir tek kabul etmektir.

Tevhid; islam inancının temelini oluşturur. Bir inanç ve hayat anlayışı olarak Tevhid; tarihi tasdikten geçmiş bir değerdir. Bütün peygamberlerin ittifak ettiği ve mesajlarına temel yaptıkları bir esastır. Sadece kalplerde değil, fiillere yansıyan, insanları kardeşliğe çağıran, evrensel mesajdır Tevhid. Alemi ve bütün insanlığı ırk, bölge ve imtiyaz gibi sun’i varlığın sırlarını çözmeye davet eden bir düşünce dinamizmidir. İnsanın halifeliğim gerçekleştirmesi için esaslar koyan, hak ve hukuk sistemidir. Dünyayı refahın, huzurun ve saadetin beşiği yapmaya davet eden bir aksiyondur.

(2) Tevhid; peygamberlerin mesajının kaynağıdır, özüdür.

(3) Daha açık bir ifadeyle rabbani davanın değişmeyen esasıdır. Allah-ü Teâla hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor:

“Andolsun kî, biz her ümmete; “Allah’a ibadet edin, Tagut’a kulluktan kaçının” dîye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir.”

(4) Dikkat edilirse peygamberlerin tebliğ ettikleri Tevhid; Ta-ğut’a kulluktan kaçınıp Allah’a ibadet etmeye sımsıkı sarılmaktan ibarettir. Tevhid; yerde Allah, gökte Allah, evde Allah, mek-tebde Allah, mahkemede Allah deyip hayatı bir bütün olarak Allah’ın hüküm ve yasalarına kayıtsız şartsız teslim etmektir.

Yani Tevhid; hayatımızda iki ilaha değil, bir tek ilaha inanmak ve boyun eğmektir, Tevhid; Allah-ü Teâlâ’mn bütün sıfatlarını tam bir tasdikle kabul ve ikrardan ibarettir. Allah-ü Teâla hakkında tecsimi, teşbihi, nicelik ve niteliği, zaman ve mekan ka-yıdlannı reddetmektir. Tevhid; sahili bulunmayan uçsuz bir deryadır. Tevhid; Allah-ü Teala’ııın kulları üzerindeki hakkıdır. Dolayısıyla onun sınırlarını belirlemek yalnızca O’nun hakk lir. Tevhid; vicdanlarda yer eden iman, kainatın tefsiri ve hayatın değişmez en hakiki nizamıdır. Peygamber (s.a,v)ın mesajı, hayatı tâğutların saltanatından kurtarıp sadece ve sadece Allah’a teslim etmekten ibaret olan Tevhid idi.

Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, “Rabbinize inanın!” diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz! (3/193)

Kur’ani Kerim’de bir çok ayette muminlerin özelliklari anlatılırken başlangic ifadesinde ‘iman eden’ olarak belirtilmişlerdir.

İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir. (10/9)

İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar. (14/31)

İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bilmelidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz. (18/30)

Kur’an’da muminlerin vasıflarının anlatıldığı ayetlerde önce ‘iman eden’ sonra da guzel, iyi isler yapanlar olarak tarif edilmektedir. Yani iman etmeyen müslüman sayılamayacağı için mumin de olamaz. Müslüman olmak için önce iman etmek gereklidir.

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. (2/3)

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. (2/4)

Elinizdekini (Tevrat’ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. (2/41)

Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (2/62)

“Biz, Allah’a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa’ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyin. (2/136)

Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir. (2/256)

Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. “Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır” dediler. (2/285)

Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, “Rabbinize inanın!” diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz! (3/193)

Kur’an’in daveti önce Allah’ a , Peygamberlerine ve indirdiklerine iman etmeye davet ile baslar. Bu nedenledir ki iman edilmesi istenilenin tanıtılması, idrak edilmesi gereklidir. Bu sebepten dolayıdır ki Kur’an insanlara Allah cc. tasavvurunu öğretmekle baslar. Zira Kur’an ayetlerinden anlaşılacağı üzere Adem a.s. ‘dan baslayan peygamberlik misyonundan itibaren insanlarda Allah bilinci mevcuttu, ancak Allah tasavvuruna dair yanlış inanışlar hakimdi. İnsanlar bir yaratıcı olarak Allah’i cc. biliyor, bunun yanı sıra Allah cc. ile birlikte birçok ilahlar ediniyorlardı.

İNSANLARIN FITRATINDAKİ “ALLAH” BİLİNCİ

EN’AM/40- De ki; “Eğer başınıza Allah’ın azabı kıyamet ile yüz yüze gelseniz, doğru konuşacaksanız söyleyin bakalım acaba (bu durumda) Allah’dan başkasına mı yalvarırsınız?

EN’AM/41- “Hayır, sırf O’na yalvarırsınız, O da dilerse feryadınıza konu olan belayı başınızdan aldırır, o zaman O’na koştuğunuz ortakları unutuverirsiniz.

ISRA/42-De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş’ın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı.

ISRA/57-Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O’nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır.

YUNUS/31-(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? “Allah” diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?

MU’MINUN/84- Onlara de ki, “Eğer biliyorsanız, söyleyiniz, yeryüzü ve üzerindeki tüm varlıklar kimindir?”

MU’MINUN/85- Sana “Allah’ındır” diyecekler. De ki; “Siz kafanızı çalıştırmayacak mısınız?”

MU’MINUN/86- Onlara de ki; “Yedi göğün ve yüce Arş’ın Rabb’i kimdir?

MU’MINUN/87- Sana “Bunlar Allah’ındır” diyecekler. De ki; “Siz hiç O’ndan korkmaz mısınız?

MU’MINUN/88- Onlara de ki; “Eğer biliyorsanız, söyleyiniz; tüm varlıkların egemenliği, elinde olan, her şeyi koruyup gözeten, Fakat koruyanı ve işine karışanı olmayan kimdir?”

MU’MINUN/89- Sana ‘ ‘Bu yetki Allah’a aittir” diyecekler. De ki; “O halde nasıl oluyor da yanıltılıyorsunuz?”

Tevhid; peygamberlerin mesajının kaynağıdır, özüdür. Daha açık bir ifadeyle rabbani davanın değişmeyen esasıdır. Allah-ü Teâla hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: “Andolsun kî, biz her ümmete; “Allah’a ibadet edin, Tagut’a kulluktan kaçının” dîye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir.”

KUR’AN’DA BİLDİRİLEN “ALLAH” TASAVVURU

Kur’an’ın tüm daveti yalnızca Allah Teala’nın Rab ve İlah olduğu şeklindedir. O’ndan başka ne herhangi bir İlah ve Rab e herhangi bir uluhiyet ve ne de rububiyet vardır. O’nun şeriki de yoktur. Bu yüzden sadece O’nun İlah ve Rab olarak kabul edilmesi, O’ndan başka herkesin ilahlık ve rablik iddiasının reddedilmesi, O’na ibadet edilip başkalarına edilmemesi,dinin sadece O’na hasredilmesi,diğer başka dinlerin ise reddedilmesi gerekmektedir. Islam dini tevhid dinidir. Bolunme parcalanma ve ortaklik kabul etmez.

Tevhid; “La ‘lahe illallah” düsturunu kalben tasdik ve lîsanen de İkrar etmektir.

Bunun manasi ise; ‘Allah’tan cc. baska tum sozde ilahlarin ilahligini, tagutu reddetmek, İlah ve Rab (yaratan, koruyan, kollayan, gozeten, yetistiren, terbiye eden, yoneten, hukum sahibi, hukumran, kanunyapan, hakimiyetin tek sahibi, mulkun sahibi,din gununun sahibi, dua edilen, ualara icabet eden,sefaat eden, itaat edilen, kulluk edilen ) olarak (tum sifatlari ile birlikte) yalnizca Allah’i cc. Ilah ve Rab kabul etmektir.

“Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona “Benden başka bir ilah olmadığından (sadece) bana ibadet ediniz” diye vahyetmiş olmayalım” (Enbiya, 25)

“Onlara tek bir ilaha ibadet etmelerinden başka bir şey emredilmemişti. Ondan başka bir ilah yoktur.Onların şirk koşmalarından O münezzehtir.” (Tevbe, 31)

“İşte bu sizin (tüm nebiler) ümmetiniz tek bir ümmet ve ben sizin rabbiniz olduğumdan yalnız bana ibadet ediniz.” (Enbiya, 92)

“De ki, “her şeyin Rabbi O olduğu halde Allah’tan başka rab mi edineyim?” (En’am, 164)

“Rabbine kavuşmayı umanlar salih ameller işlemeli ve rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak koşmamalıdır.” (Kehf, 110)

“Andolsun ki,biz her ümmete Allah’a ibadet edin de Tağuta ibadet etmekten sakının mesajını taşıyan bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 36)

“Göklerde ve yerde ne varsa O’na isteyerek ve istemeyerek boyun eğdiği ve O’na döndürülecekleri halde Allah’ın dininden başka bir din mi edinmek istiyorlar.” (Al-i İmran, 83)

“(Ey Peygamber) De ki, Bana dini kendisine has kılmış olduğum halde Allah’a ibadet etmem emredildi.” (Zümer, 11)

“Allah hem benim rabbim ve hem de sizin rabbiniz olduğu için O’na ibadet edin.İşte doğru yol budur.” (Al-i İmran, 51)

MÜSLÜMANIN İMAN ETTİĞİ ‘ALLAH’ TASAVVURU

‘La Ilahe Illallah’ Allah’tan cc. baska sozde tum ilahlarin ilahligini reddediyorum. Ilah ancak Allah’tir cc. Musluman ;Allah’in cc. disindaki tum sozde ilahlarin ilahligini reddetmekle ve yalniz Allah’in cc. ilahligini kabul etmekle musluman olarak kabul edilir. Yalniz Allah’in cc. ilah oldugunu kabul etmek, Ilah’ ligin tum vasiflarini, uluhiyetini ve rububiyetini kabul etmek demektir. Insanlar Allah cc. tasavvurunu idrak edemediklerinde esasinda Allah’a cc ait olan bir cok yetki ve makami Allah’tan baska seylere verebilirler. Allah tek Ilah ve Rab’dir.

“Allah’tan başka ilah edinme,O’ndan başka ilah yoktur.” (Kasas, 88)

“De ki: Her şeyin rabbi yalnız O iken,Allah’tan başka rabler mi arayayım?” (En’am, 164)

Eğer herhangi bir kimse İlah ve Rab’bin manasının ne olduğunu,İbadet’in ne anlama geldiğini ve Din’in neye isnad edildiğini bilmezse onun için Kur’an’ın tamamı anlaşılmaz bir hal alır.(Çünkü) O (böyle bir durumda) ne tevhidi bilebilecek ne şirki anlayabilecek ne ibadeti yalnız Allah’a mahsus kılabilecek ve de dini Allah’a has kılabilecektir.Aynı şekilde yine bu terimler herhangi bir kimsenin zihninde kapalı ve eksik olursa,o kimse için Kur’an’ın tüm öğretileri kapalı olur ve Kur’an-ı Kerim’e iman etmesine rağmen hem akidesi hem de ameli eksik kalır.

O, lailahe illallah demeye devam etmekle birlikte putları da ilahlaştırmaya devam eder.Allah’tan başka rab olmadığını devamlı ilan etmesine rağmen,kendisine Allah’tan başka birçok rab edinmekte devam eder.O,tüm iyi niyetiyle birlikte Allah’tan başkasına ibadet etmediğini her fırsatta bildirmekle birlikte diğer birçok mabudlara ibadetle meşgul olur.O,tüm gücüyle Allah’ın dininde olduğunu haykırdığı ve kendisini başka dinde görenlerle kavgaya hazır olmakla birlikte,birçok dinin yuları kendi boynunda asılıdır.

Kur’an-ı Kerim Araplara indirildiği için herkes İlah’ın ne manaya geldiğini,Rab diye kime hitap edildiğini biliyordu.Çünkü bu iki terim onların günlük konuşmalarında önceden beri kullanılıyordu.Onlar bu terimlerin hangi manalara atfedildiğini biliyordu.Bu yüzden onlara “Yalnızca Allah,İlah ve Rab’dir,O’nun ilahlık ve rabliğinde başka bir kimsenin kesinlikle ortaklığı yoktur” denildiğinde onlar bunu tamamen anlamışlardı.Onlar hiçbir şüphe ve karmaşıklığa mahal bırakmadan başkaları için nelerin nehyedildiği ve nelerin Allah Teala’ya mahsus kılınacağını idrak etmişti.İslam davetine muhalefet edenler,Allah’tan başkasının ilahlık ve rabliğini inkar etmenin ne manaya geldiğini bilerek karşı çıkmıştı.İman edenler de bu akideyi kabul etmekle neleri bırakmaları ve neleri seçmeleri gerektiğini biliyordu.

YARATAN MANASINDA “ALLAH”

Yukarida da bahsettigimiz uzere insanlar yaratma hususunda Allah’I cc. biliyorlar ve bu hususta tartismaya girmiyorlardi. Kur’an ayetlerinden anlasilacagi uzere Peygamberlerin davetlerine karsilik insanlar bir yaratici olduguna inanmakla birlikte kendilerine yardim eden baska ilahlarin da bulundugunu one suruyorlar bu sekilde meleklerden, cinlerden, gunes, ay ve yildizlardan, tastan ve agactan oyulmus eski buyuklerinin ruhlarinin bulundugunu dusundukleri putlari da ilah olarak kabul ediyorlardi. Bununla birlikte Allah’in cc. varligina dair bir itiraz sozkonus degildi.Inkar edenler Allah’in cc.varligini degil birligini inkar ediyorlardi. Firavun dahi kendisini Ilah olarak degil Rab olarak isimlendirmistir. Allah’in cc. varligina bir itirazi olmadigi gibi, yonetme, idare etme, hukum koyma, kanun yapma vs. gibi konularda Rab oldugunu iddia atmistir.

YUNUS/31-(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? “Allah” diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?

“Allah’tan başka edindikleri ilahlar,yaratılmışlardır,hiçbir şey yaratamazlar,diri değil ölüdürler,ne zaman yeniden diriltileceklerini de bilmezler,ilahınız tek bir ilahtır.” (Nahl, 20-22)

“Hiç yaratanla yaratmayanlar bir olur mu? Bu kadarını da mı anlamıyorsunuz?… Allah’ı bırakıp ta ortak koştukları var ya; hiçbir şey yaratamazlar bilakis kendileri yaratılıyorlar… İlahınız tek bir ilahtır.” (Nahl, 17,20-22)

“Ey insanlar,Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini anın.Sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratıcı var mı?Ondan başka ilah yoktur.O halde,nereye döndürülüyorsunuz.” (Fatır, 3)

“Kimdir gökleri ve yeri yaratan,gökten sizin için su indirip de o suyla, (sizlere kalsa bir ağaç bile bitiremeyeceğiniz) güzei güzel bahçeler bitiren? Allah’a bu işlerde ortak,bir ilah mı var? Ne ki onlar haktan yüz çevirmektedirler.Kimdir yeri oturmaya uygun kılıp arasından nehirler akıtan,orada sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir engel koyan? Allah’a bu işlerde ortak,bir ilah mı var? Ne ki müşriklerin çoğu bilmezler.Kimdir darda kalındığında kişinin duasına icabet eden,kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünde halifeler kılan (tasarruf yetkisi veren)? Allah’a bu işlerde ortak bir ilah mı var? Ne ki,siz ne kadar da kıt anıyorsunuz.Kimdir o,karalar ve denizlerin karanlığında sizlere yol gösteren ve rahmetinin (yani yağmur) hemen önünde rüzgarları bir müjdeci olarak gönderen? Allah’a bu işlerde ortak,bir ilah mı var? Allah onların şirk koştuklarından yücedir.Kimdir O,gökten ve yerden sizi rızıklandıran?Allah’a bu işlerde ortak bir ilah ta mı var? De ki: “Ortak koşmada haklıysanız,delillerinizi getirin.” (Neml, 60-64)

“De ki: Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin,onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa gökler(in yaratılışın)da onların bir ortaklığı m var? Eğer doğru iseniz bundan önce (inmiş olan) bir kitap,yahut bir bilgi kalıntısı getirin.Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar,bunların yalvardıklarından habersizdirler.” (Ahkaf, 4-5)

SIĞINILAN , YARDIM EDEN, KORUYAN , ZARAR VEYA FAYDA VERECEĞİNE İNANILAN “ALLAH”

“Onlar,kendileri için bir güç kaynağı olmak üzere (ya da onların himayesine girerek mahfuz kalmak için) Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Meryem, 81)

“Yardım edilecekleri (Yani ilahların kendilerine yardım edecekleri) ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Yasin, 74)

“Rabbinin kararının vakti gelince,Allah’a şerik koştukları ilahları bir işe yaramadı ve onların yıkım ve felaketlerinden başka bir şeyi artırmadı.” (Hud, 101)

“Etrafınızdaki (kalıntılarını gördüğünüz) köyleri (ahalisini) biz helak ettik.Belki geri dönerler diye onlara ayetlerimizi defalarca göstermiştik.Yakınlık vesilesi görerek Allah’tan başka edindikleri ilahlar,azabımız inerken neden onlara yardım etmediler? Yardım etmek bir tarafa onları bırakıp kayboldular.Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeylerdi.” (Ahkaf, 27-28)

Bu ayet-i kerimelerden anlaşılmaktadır ki,cahiliye ehli,ilah olarak niteledikleri varlıkların kendilerini desteklediğini,musibet ve belalardan koruduğunu ve onların himayesinde korku ve zarardan mahfuz kaldıklarını düşünüyordu.

ŞEFAAT , YARDIM EDEN MANASINDA “ALLAH”

“Sizlerin de (sonunda) ona döndürüleceği,beni yaratana neden ibadet etmeyeyim? Rahman bana bir zarar vermek istediğinde şefaatleri bir işe yaramayacak ve beni kurtaramayacak ilahlar mı edineyim?” (Yasin, 22-23)

“Allah’tan başka veliler edinenler var ya,biz onlara sırf Allah’a yaklaştırmaları için tapıyoruz (derler) Allah,onların ihtilafa düştükleri meselede (kıyamet günü) kararını verecektir.” (Zümer, 3)

“Allah’ı bırakıp ta kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebileceklere tapıyor ve bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir diyorlar.” (Yunus, 18)

Bu ayet-i kerimeler ışığında diğer bazı meseleler de aydınlığa kavuşmaktadır.Bu ayetlerden cahiliye insanının uluhiyetin kendi ilahları arasında bölüşüldüğü ve onların üzerinde daha yüce bir ilah olmadığı gibi bir görüşü taşımadıkları anlaşılıyor.Cahiliye insanın da açık bir şekilde,en yüce ilah düşüncesi vardı ve dillerinde Allah kelimesinin bulunması da bu yüzdendi.Diğer ilahlar bağlamında ise,en yüce ilahın ilahlığında diğer ilahların da birazcık müdahale ve nüfuzları olduğu inancını taşıyordular.Onlara göre diğer ilahların sözleri tutuluyor,onlar vasıtasıyla işler yürütülebiliyor,herhangi bir kazanç sağlama ve zararlardan korunma yolunda şefaatleri kabul ediliyordu.Bu gibi inançlar yüzünden onlar,Allah’la birlikte diğerlerini de ilah olarak görüyordular.Dolayısıyla onların terminolojisine göre herhangi bir kimseyi Allah katında aracı tutarak ondan yardım dilemek,onun önünde tazim ve terkim merasimleri tertiplemek ve adak adamak,onu ilahlaştırmaktır.(1)

“… O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?” (2 Bakara 255).

“… Sizin O’ndan başka veliniz de şefaatçiniz da yoktur ‘ (32 Secde 4).

“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. ..” [En’am 51 ]

Burada şefaatin iki çeşit olduğunun iyice bilinmesi gerekir:

a-Şu veya bu şekilde,zor ve nüfuza dayalı olan ve behemehal kabul ettirilip bırakılan,

b-Sırf bir iltica ve istek niteliği taşıyan ve kabul ettirme gibi bir baskıyı peşinden getirmeyen,

Birinci şıktaki manasıyla herhangi bir kimseyi şefiğ (şefaat edici) ya da aracı olarak görmek onu ilahlaştırmak ve ilahlıkta Allah’a eş koşmaktır.Kur’an böyle bir şefaati reddetmektedir.İkinci şıktaki anlamıyla,Peygamberler (a.s),melekler,Salihler,ehl-i iman ve tüm kullar başka bir kul hakkında şefaat edebilirler.Ancak,herhangi bir kimsenin şefaatini kabul etme ya da etmeme hususunda yüce Allah tam bir yetkiye sahiptir.Kur’an-ı Kerim bu tür şefaati teyid etmektedir.

HAKİMİYET, HÜKÜM SAHİBİ,EGEMENLİĞİN SAHİBİ, KANUN KOYAN, YÖNETEN, HÜKÜMRAN MANASINDA “ALLAH”

Rububiyette hiçbir anlamda, hiçbir yaratığın Allah’tan başka hiç kimsenin en ufak payı yoktur.Kainat nizamı tek bir ilahın yaratmış olduğu kamil,külli bir nizamdır.Yine bu nizam üzerinde bir tek ilahın hakimiyeti vardır.Bu nizamda bütün yetki ve güçlerin sahibi de yine o bir tek ilahtır.Bu nizamın yaratılmasında başka bir varlığın herhangi bir şekilde herhangi bir katkısı söz konusu değildir.Bu nizamın yönetim ve idaresinde herhangi bir kimsenin rolü yoktur ve O’nun hakimiyeti mutlaktır,ortaksızdır.Merkezi otoritenin sahibi olması itibariyle tek bir ilah olan yüce Allah,hem metafizik manada hem de siyasi,ahlaki ve toplumsal manada Rabb’dir.Yegane mabudumuz O’dur.O’dur secde ve rüku edilecek olan.O’dur duaların ulaşacağı hedef.O’dur tevekkül ve itimadın destekçisi.O’dur gereksinimlerin kefili.Aynı şekilde padişah ta O’dur,mülkün sahibi de O.Kanun koyucu da O’dur,emretme ve nehyetme yetkisine sahip olan da O.Cehalet nedeniyle insanların birbirinden ayırmış olduğu rububiyetin bu iki özelliği,gerçekte uluhiyetin gereği ve ilahın ilah olmasının vazgeçilmez özelliğidir.Bu iki özelliği birbirinden ayırmak mümkün değildir.Aynı zamanda bu iki özellikten herhangi birinde herhangi bir yaratığı Allah’a ortak koşmak doğru bir davranış olamaz.

“Göklerde de tek ilah O’dur,yerde de tek ilah O’dur.Hakim ve Alim de O’dur. (yani O,göklerde ve yerde hakimiyet sağlamak için gerekli ilim ve hikmete sahiptir.)” (Zuhruf, 84)

“Onların (ilahlıkta) ortak koştukları,Allah izin vermediği halde,onlar için din cinsinden bir şeriat mı koymuşlar?” (Şura, 21)

“O,kendinden başka ilah olmayan Allah’tır.Hamd dünyada da ahirette de O’nadır.Hüküm ve otorite yalnızca O’na aittir ve siz de O’na döndürülürsünüz.De ki, “Allah geceyi üzerinize kıyamet gününe kadar çekip uzatsa,Allah’tan başka size aydınlık getirecek kimdir,hiç düşündünüz mü? Artık duymazsınız.” Yine,de ki: “Allah gündüzü,üzerinizde kıyamet gününe kadar çekip uzatsa içinde dinlenip rahatladığınız geceyi getirecek Allah’tan başka kimdir,hiç düşündünüz mü? Artık görmezsiniz.” (Kasas, 70-72)

“Göklerin ve yerin hakimiyeti O’nundur.Çocuk edinmemiştir.Hükümranlığında hiçbir ortağı yoktur.O her şeyi yaratmış ve her şey için tamı tamına bir ölçü belirlemiştir.İnsanlar (ise) Onu bırakıp ta,hiçbir şey yaratamayan,bilakis kendileri yaratılan,kendilerine bile ne zararı ne faydası dokunan,ne ölüm ne hayat ve ne de yeniden diriltme gücüne sahip ilahlar edinmişlerdir.” (Furkan, 2-3)

“De ki; Ey Allah’ım,sen sahibi olduğun mülkünde istediğine iktidar verir istediğinden alırsın;dilediğine izzet verir,dilediğini zelil kılarsın.” (Al-i İmran, 26)

“Hakiki hükümdar olan Allah üstündür,yücedir.O’ndan başka ilah yoktur.Arş-ı A’la’nın maliki O’dur.” (Mü’minun, 116)

“De ki;İnsanların Rabbine,insanların hükümdarına,insanların ilahına sığınırım…” (Nas, 1-3)

“Herkesin ortaya çıktığı ve hiç kimsenin sırrının Allah’a gizli kalmadığı gün, “Şimdi,hükümranlık kimindir?” denir. Bunun cevabı, “gücü herkese yeten tek Allah’ındır” dan başka bir şey olmaz.” (Mü’min, 16)

“Hakiki hükümdar olan Allah üstündür,yücedir.O’ndan başka ilah yoktur.Arş-ı A’la’nın maliki O’dur.” (Mü’minun, 116)

Kur’an’ın, Allah’tan başkasının ilahlığını reddetmede ve yalnızca O’nun ilahlığını ispatlamada tüm gücünü sarfettiği kavram egemenlik kavramıdır.Kur’an’ın bu bağlamdaki yaklaşımı (söylemi) şudur; “göklerde ve yerde tüm yetki ve otorite sahibi Allah (c.c)’tır.Yaratma O’na hastır,nimetler Ondandır,hüküm O’nundur,güç ve kuvvet kesinlikle O’nun elindedir.Her varlık isteyerek veya istemeyerek O’na boyun eğmektedir.O’nun dışında kimsenin ne bir otoritesi vardır,ne hükmü geçer,ne yaratma,yönetme ve düzenlemenin sırrına vakıftır ne de zerre miktarında da olsa O’nun dışında hiçbir ilah yoktur.” Bu bağlamda Kur’an’ın müşriklere gönderdiği mesajın ifadesi şudur: “Gerçekten O’ndan başka bir ilah olmadığına göre,sizin başkalarını ilah sanarak yaptığınız bütün ameller tamamen yanlıştır,batıldır.Bu ameliniz niyazda bulunma,iltica isteme,şefaat dileme ya da hükmünü benimseyip itaat etme şeklinde de olsa bir şey fark etmez.Sizin başkalarıyla geliştirmiş olduğunuz tüm bağların yalnız Allah’a has kılınması gerekir.Çünkü otorite sahibi tek başına O’dur.”

“Onlar alim ve rahiplerini Allah’a ortak koştular ve Meryem oğlu Mesih’i de ilahlaştırdılar.Oysa,onlara kendisinden başka ilah olmayan tek bir ilaha ibadet etmeleri buyurulmuştu.” (Tevbe, 31)

Tirmizi kaydediyor : adiy b. Hatem den : Adiy Allah elçisinin İslam’a davet mesajı kendisine ulaşınca kurtulurum ümidi ile Şam’a kaçmıştı. Zira o cahiliye döneminde Hıristiyan olmuş birisi idi. Adiy Şam da bulunduğu sıralarda kız kardeşi ve bazı yakınları Müslümanlarca esir alınmıştı. Rasulullah kız kardeşini bağışlayarak Adiy’e azad etmişti. Serbest kalan kadın kardeşinin yanına döner. Ve Adiy’in İslam’a ısınmasına çalışır. Bunun üzerine Adiy Rasulullah’ın yanına gelirken onu gören insanlar onun huzura gelişi hakkında konuşuyordu. Nihayet Adiy boynunda gümüş bir haç ile birlikte Allah huzurunun yanına geldi.

O sırada Raslullah şu ayeti okuyordu :

“” Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah tan başka Rab edindiler…”” tevbe 31

Adiy diyordu ki : Ben bu ayeti duyunca Yahudi ve Hıristiyanların onlara bilfiil tapmadığını söyledim. Bunun üzerine Rasululah :

“Hayır öyle değil. Onlar insanlara Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kıldılar (değil mi?) bu onlara kulluk etmeleri anlamına gelir”

Alah elçisi’nin söz konusu ayetle ilgili bu ilginç yorumu yasama ve yürütmede Allah’ın şeriatından başka bir yasal sisteme uymanın insanı Hak din’den çıkaran bir nevi ibadet , böyle yapmanın , insanların birbirini rab edindikleri anlamına geldiğinin kesin kanıtıdır.

“O gökte de yerde de ilahtır” (Zuhruf,43: 84)

“Hüküm yalnız Allah’ındır: O’ndan başkasına kulluk etmemenizi emretti… İşte dosdoğru din budur…” (Yusuf, 12:40).

“De ki ey Kitap ehli; bizimle sizin aranızda müsavi bir kelimeye gelin: “Yalnız Allah’a kulluk edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birbirimiz Allah’tan başka rab’ler edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse: “şahid olun, biz müslümanlarız” deyin.(Al-i İmran,3:64)

Allah’ın yeryüzündeki hakimiyeti, ne kilise yönetiminde olduğu gibi yeryüzü egemenliğinin (yönetim hakkının) bir takım itibar sahibi din adamları tarafından kullanılması ne de “teokrasi” denilen siyasal sistemlerde olduğu gibi tanrılar adına insanları yönetme hakkına sahip olduğunu iddia eden bir takım seçkin insanların yönetime egemen olması biçiminde kurulamaz. Sadece ve sadece Allah’ın şeriatını yürürlüğe koymak, açık ve seçik ifadelerle bildirilen ilahi şeriata yerleştirilen ilkelere uygun biçimde bütün işlerin yönetimini, top yekün Allah’a bırakılması ile mümkündür.

Din, hayata hükmeden ve hayatı yönlendiren sistem ve yöntemin adıdır.

59- Ey müminler, Allah’a itaat ediniz; Peygambere ve sizden olan devlet yetkililerine de itaat ediniz. Eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanmışsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o meselenin çözümünü Allah’a ve Peygamber’e havale ediniz. Bu sizin hesabınıza en hayırlı ve en iyi akıbet vaad eden bir tutumdur.NISA

Bu kısa ayette yüce Allah bir yandan imanın şartını ve İslâm’ın tanımını açıklarken aynı zamanda müslüman toplumun temel düzenini, egemenliğin dayanağını ve siyasî otoritenin kaynağını belirliyor. Bu saydıklarımızın tümünün başlangıç ve bitiş noktası şudur: Hükümler sırf yüce Allah’tan alınacaktır. Kuşaktan kuşağa ve toplumdan topluma değişen sosyal hayatın dalgalanmaları sırasında ortaya çıkacak olan ve haklarında Kur’an’da ve sünnette kesin kanıt bulunmayan; kendileri ile ilgili değişik yargılar, değişik görüşler ve farklı yorumlar ileri sürülen ayrıntılı meselelerin çözümü yüce Allah’a havale edilecek; böylece farklı akılların, farklı görüşlerin ve farklı yorumların hakemliğine başvuracakları değişmez bir ölçü, oynamaz bir kriter elde edilecektir.

İnsan hayatına ilişkin büyük-küçük, önemli-önemsiz her konuda, her meselede “egemenlik”, hüküm verme yetkisi sırf yüce Allah’a aittir. Yüce Allah bu amaçla bir şeriat belliyerek onu Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine dökmüştür. Sonra bu Kur’an’ı insanlara anlatacak bir peygamber göndermiştir. Bu peygamber “havadan konuşmuyor”. O halde O’nun sünneti (sözleri ve uygulamaları) yüce Allah’ın şeriatının bir parçasıdır.

Yüce Allah’a itaat etmek zorunludur. Şeriat ortaya koymak O’nun ilâhlığının en belirgin özelliklerinden biridir. O halde O’nun koyduğu şeriatın uygulanması, yürürlüğe konması zorunludur. Mü’minler öncelikle yüce Allah’a itaat etmekle yükümlüdürler. Arkasından Peygambere itaat etme yükümlülüğü gelir. Çünkü Allah’ın elçiliği, Allah’tan aldığı mesajı kullara iletme sıfatını taşıyor. Bu sıfatı yüzünden O’na itaat etmek, O’nun aracılığı ile bu şeriatı göndermiş olan Allah’a itaat etmenin vazgeçilmez gereği, bir uzantısıdır. Ayrıca Peygamber, sünneti aracılığı ile bu şeriatı açıklıyor. Buna göre O’nun sünneti, O’nun hükümleri ve direktifleri uygulanması zorunlu olan şeriatın ayrılmaz bir parçasıdır. İmanın varlığı ve yokluğu bu itaatin ve bu uygulamanın varlığına ya da yokluğuna bağlıdır.

60- Gerek sana ve gerekse senden öncekilere indirilen kitaplara inandıklarını ileri sürenleri görmüyor musun? Bunlar karşı çıkmakla, tanımamakla emredildikleri Tağutun hakemliğine başvurmak istiyorlar. Şeytan onları koyu bir sapıklığa düşürmek istiyor. NISA

61- Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e geliniz’ dendiğinde o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.NISA

65- Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.NISA

48- Sana da daha önceki kutsal kitabı onaylayıcı ve içeriğini koruyucu olan bu hak kitabı indirdik. Buna göre onların arasında Allah’ın indirdiği ayetlere göre hüküm ver, sana gelen gerçekten saparak onların keyfi arzularına uyma. MAIDE

49- O halde onların arasında Allah’ın indirdiği ayetlere göre hüküm ver, onların keyfi arzularına uyma, onların seni Allah’ın indirdiği hükümlerin bir kısmından bile şaşırtmalarından sakın, eğer sana sırt çevirirlerse bil ki, Allah, günahlarının bazısı yüzünden onları cezalandırmak istiyor. Kuşku yok ki, insanların çoğu fasıktır.MAIDE

50- Yoksa istedikleri cahiliye düzeni midir? Kesin inançlılara göre Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç? MAIDE

Semavi dinlere mensup insanlar arasında, ister inanç esasları, isterse şeriat prensipleri noktasında bir anlaşmazlık baş gösterdiğinde, bunu çözümleyebilmek için müracaat edilmesi gereken kitap Kur’an’dır. Müslümanlar arasında bir anlaşmazlık çıkarsa başvurulacak kitap Kur’an’dır. Yaşama ilişkin herhangi bir meselede görüş ayrılıkları olduğunda, müracaat edilmesi gereken kitap, Kur’an’dır. Bu noktalarda, temelde söz konusu nihai kaynaktan beslenmeyen kişilerin sunacağı görüşlerin hiçbir “kıymet-i harbiye”si yoktur.

Ayette hemen ardından, bu gerçeğin getirdiği zorunluluklar ekleniyor:

 “Buna göre onların arasında Allah’ın indirdiği ayetlere göre büküm ver, sana gelen gerçekten saparak onların keyfi arzularına uyma!”.

Bu buyruk, kendisine o dönemde aralarında hüküm vermesi için başvurmakta olan hristiyanlar hakkında, öncelikle peygamberimize yöneliktir. Ancak, ayeti salt bu olaya özgü kılmak doğru değildir. Madem ki artık nihai kaynak olan Kur’an’ı değiştirmek üzere yeni bir peygamber ya da yeni bir şeriat gönderilmeyecektir, öyleyse bu ayetteki hüküm, kıyamete dek geçerliliğini koruyacak genel bir hükümdür.

Allah’ın dini Kur’an’la tamamlanmış bulunmaktadır. Allah’ın bu noktada kendisine teslim olanlara verdiği nimet Kur’an’la son bulmuştur. Allah, Kur’an’ın tüm insanlar için bir yaşam düzeni olmasını uygun görmüş bulunmaktadır. Kur’an’ı değiştirmek, onun hükümlerinden herhangi birini terk etmek, ya da başka bir şeriatı bu şeriata yeğleyebilmek için, artık hiçbir gerekçe bırakılmamıştır. Allah bu dini insanlara uygun gördüğünde, onun tüm insanları kapsayacağını biliyordu. Yine Allah, bu kitabı nihai kaynak olarak uygun gördüğünde, bunun tüm insanların yararına olacağını, kıyamete dek bütün insanları kapsayacağı biliyordu. Bu kitaptan, değil uzaklaşmak, bir bölümünü değiştirmek bile, İslâm’a ilişkin bu bilginin bulunması hasebiyle, kişiyi inkara götürür. Buna yeltenen bir kişi, diliyle bin kez müslüman olduğunu söylese bile dinden çıkmış demektir.

 “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler var ya işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”(Maide,44)

Allah, bazı insanların, Allah’ın indirdiklerinden ödün vermeye götürecek kimi mazeretler ileri süreceklerini ve de yönetenlerin ya da yönetilenlerin keyfï arzularına kapılabileceklerini biliyordu. Kitabında belirttiği hükümleri -hiçbir ödün vermeksizin- yürürlüğe koymak, zorunlu olmasına karşın, bazı insanların kimi durumlarda kendi duygularına kapılarak bu zorunluluğun gereğini ihmal edebileceklerini biliyordu. Bu nedenle de söz konusu ayetlerde peygamberimizi, yönetilenlerin keyfî arzularına kapılmaması için uyarıyor ve de kendisinden, insanların onu Allah’ın indirdiği hükümlerin bir kısmından bile şaşırtmalarından sakınmasını istiyor…

İnsanları buna yeltenmeye iten faktörlerin başında, aynı ülkedeki değişik grupları, fraksiyonları ve öğretileri benimsemiş olan farklı kimselerin tümünü uzlaştırıp biraraya toplama noktasında insanların içgüdüsü gelmektedir. Buna kapılan kimseler, karşılarındaki insanların istemleriyle şeriatın hükümleri çatıştığında işi basitleştirme ya da ayrıntı gibi görünen meselelerde –bunlar anladığımız kadarıyla şeriatın temel meselelerinden değildir deyip- işi kolaylaştırma yoluna başvururlar.

İTAAT ETMEK, UYMAK SEBEBİYLE İBADET EDİLEN, KULLUK EDİLEN “ALLAH”

İtaat, kelime manası itibariyle, bir şeye, bir kimseye veya makama boyun eğerek emrine uymaya razı olmak; korunan bir şeyin gereğini yerine getirme hali, başkasının üstünlüğünü, emrine girmeyi kabul etmek; gönülden bağlanmak, verilen emre uymak manalarına gelen Arapça bir terimdir. İtaatin karşıtı bilineceği gibi itaatsizliktir. Bu, emre uymama, keyfine göre davranma, uyum talebinde bulunana muhalefet etme, başka şeye, bir kişiye veya makama tabi olmaya razı olmamadır.

Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.

“Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır” dediler. (2/285)

Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz. (3/149)

Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)

65- Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.NISA

 İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır! (13/18)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here