“Hac arafedir.”

0
615

Zilhicce’nin dokuzuncu günü güneş ki o da şahit olacak sana, doğduktan sonra marifetin beşiği Arafat’ın yollarına düşmelisin. Mümkünse o yollara yayan yapıldak düş. Ayağının izi, peygamberlerin ayak izine karışsın.

Arafat’a çıkarken cennetini kaybetmiş bir Âdem gibi hissetmelisin kendini. Unutma, doğduğunda pırıl pırıldın, saftın. Yani, cennet sendin. Allah’a verdiğin sözü daha sonraları bozdun. Saflığın gitti. Kirlendin. Bozuldun. Kendine karşı yabancılaştın. Hakikate karşı yabancılaştın. Allah’a ve eşyaya karşı yabancılaştın.

Bu yabancılaşma kendinle kavgalı biri yaptı seni. Kendinle hiç barışık olamadın. Senin için gelecek kaygılı, geçmiş hüzünlüydü. Emniyetini ve hürriyetini yitirdin.

Bunları yitiren korkunç bir değer alaborasına maruz kalır. İtirafet ki, sen de öyle oldun. Değerlerin altüst oldu. Artık senin gözünde değersiz olan değerli olanla, alçak olan yüce olanla, geçici olan kalıcı olanla, yalan olan gerçek olanla yer değiştirdi. Dünyayı elde etmek için ahireti verdin. Tutkuna sadık kalmak için aşkına ihanet ettin. İçgüdülerinin doyumsuz seline kapılıp kendine kötülük ettin. Benliğini razı etmek için Allah’ı gücendirdin.

Bütün bunlardan sonra bir virane gibi gelip durdun Arafat tepelerinin/marifet tepelerinin eteklerinde.

Allah da senden işte tam bunu bekliyordu. Günah işlememeni değil, tevbe etmeni bekliyordu. Mükemmelleşmeni değil, yetersizliğini itiraf etmeni bekliyordu. Umut kesmeni değil, eşiğine başkoyup yaş dökmeni bekliyordu.

Sözün özü, melekleşmeni değil, “insan” olmanı bekliyordu.

Hepsinden öte kendi yüzünle yeniden tanışmanı, yabancılaştığın gerçekle yeniden bilişmeni, fıtratınla yeniden buluşmanı, vicdanınla yeniden görüşmeni bekliyordu.

Çünkü burası Arafat. Arafat, tanımak anlamına gelen “marifet” mastarından türetilmiş bir isimdir. Tanıdığın ve kullandığın arif, marifet, irfan, maruf, meârif hep aynı anlam alanına dahil sözcükler. Marifet, bilmekten daha öte bir şey. Her marifet bilmeyi de içerir. Marifet bir şeyin özünü tanımak, sırrına ermek, künhüne vakıf olmaktır. Eşyayı ve varlığı olduğu gibi kavrayabilmek… İşte marifet bu. Âlemlere rahmet Hz. Muhammed, onun için sık sık şöyle dua ederdi:

“İlahi! Erine’l-eşyâe kemahi!”
(Allahım! Bana eşyayı olduğu gibi, kendi gerçeğiyle göster!)
İşte şu anda üzerinde bulunduğun Arafat, marifet yeridir. Âdem, kendi gerçeğini, acziyetini, yetersizliğini, sınırlarını orada tanıdı. Âdem, Arafat’ta adam oldu.

Sen de âdemoğlusun ve kendinle tanışmaya geldin. Hikmetin en eskimez formülüdür: Kendini bilen Rabbini bilir. Eğer kendini bilirsen sen de Rabbini bileceksin. Sade Rabbini değil eşyayı, insanı, dostu, düşmanı, yüceyi, alçağı, kalıcıyı, geçiciyi tanıyacaksın.

Kendinle biliş olmadan, tanış olmadan ne yapabilirsin ki?

Sınırlarını, imkânını, imkânsızlığını yani haddini ve hududunu bilmeden yapmaya kalkacağın her işi yüzüne gözüne bulaştırman kaçınılmaz.

Tanıştım dediklerinden yıllar sonra ihanet gördüğünü, yüreğinin Karacaahmet mezarlığına döndüğünü, en ağır acıları en yakınında olanlardan çektiğini söylüyorsan, senin tanımak ve tanışmakla ilgili ciddi bir problemin var demektir. İşte tam fırsat. Şimdi “tanımakla” tanışabilirsin. Çünkü bu topraklar, üzerinde duran ârife, irfanı öğreten marifet diyarı Arafat.

Mustafa İslamoğlu |

Hac Risalesi 55-56. sayfalar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here