Yemen! Hudeyde ağlarken

0
590

Elazığ’dan, Yozgat’tan, Sivas’tan redif alayları trenlere binip İzmir’e geldiler. Arkalarında gözü yaşlı analar, yanık Türküler bıraktılar.

Gidenler Yemen yolcusuydu.

İzmir’de onları Yemen’e götürecek gemi bekliyordu. Bindiler.

Akdeniz’in, Kızıldeniz’in açıklarında gemide asker ölümleri başlardı. Hayatlarında hiç deniz görmemiş, gemiye binmemiş, nem ve sıcak bilmemiş Anadolu çocukları yakalandıkları hastalıkla, Yemen’e varmadan şehit oldular. Cenazeleri Kızıldeniz’e bırakılırdı.

Yemen’e ilk ayak basılan yer Hudeyde limanıydı. Gemi buraya yanaşır, Sambuk denen sandallar Osmanlı askerini karaya taşırdı. Şimdi su müzesi olan beyaz hükümet binası ve köhnemiş kale ilk gördükleri Osmanlı eseriydi.

Hudeyde öylesine nemliydi ki, evlerde kapı ve pencereler kısa sürede çürürdü. Bu yüzden çoğu evde kapı pencere olmazdı.

Yemen’de isyan bastırmaya ya da askerlik görevini yapmaya, nöbeti devralmaya giden askerler bu şehirde gecelerdi. Kalacak yer yoktu. Açıkta yatarlardı. Nem öylesine çoktu ki uyandıklarında her yer sırılsıklam olurdu. Orada nem ciğerlerine işler, Anadolu çocukları bir de burada can verir, kızgın kumdan mezarlara defnedilirdi. Mezarların hepsi kısa süre sonra kaybolurdu.

Hudeyde, Osmanlı’nın en çok asker kaybettiği şehirlerden biriydi Yemen’de. Hem de savaşmadan, sıcağa ve neme kurban giderdi askerler.

Huydeyde, Osmanlı askeri için ağlardı.

HUDEYDE AĞLIYOR

Yemen’de uzun süredir iç savaşın bir parçası olan Suudi Arabistan Hudeyde’ye yoğun saldırı düzenliyor bu günlerde. Son hava saldırısında onlarca sivil öldürüldü. Çoğunluğu çocuk. Bir kamyonun arkasına doldurulan cesetler içinde bir bebek ayağı sarkmıştı dışarı. Görmeye dayanamadım.

1998 yılında belgesel çekmek için gittiğim Yemen’de, Hudeyde şehrinde hayatın ne kadar zor olduğunu görmüştüm. Arkası Tihame çölü, önü Kızıldeniz. Bir yanda çöl sıcağı, bir yanda kemikleri çürüten nem arasına sıkışmıştı şehir.

Şimdi iç savaşın pençesinde kıvranıyor. Kaçacak yer yok. Suud hava kuvvetleri hedef gözetmeden bomba yağdırıyor.

Hudeyde ağlıyor.

Sivil kayıpların sayısı bilinmiyor. Dünyaya kapatılmış Yemen. Suud ablukası altında.

İran bir grubu, Suud başka bir grubu destekleyip çatıştırıyor birbiriyle. Savaş mezhep savaşı mı, kabile savaşı mı, iç savaş mı, vekâlet savaşı mı, belli değil.

Belli olan şey, çocuklar ablukada açlıktan, salgın hastalıktan ölüyor, hastalanıyor, kemikleri eriyor.

Hudeyde ağlıyor, Yemen ağlıyor. Dünya sessiz.

ÖLÜLERİ YARIŞTIRAN HASTALIKLI ZİHİN

Suudi Arabistan, sınırı olan Yemen’de isyan hareketini kendine tehdit olarak görüyor ve acımasızca müdahale ediyor. İran ise Suudi Arabistan’ı sıkıştırmak için başka bir grubu destekliyor ülkede.

Amerika Suudi Arabistan’ı, Rusya İran’ı destekliyor. Silah satmakla meşguller.

Ölen Müslüman, öldüren Müslüman, ağlayan Müslüman, açlıktan eriyen Müslüman.

Hudeyde’de çocuk mezarları kazılacak. Tıpkı başkent San’a’da kazıldığı gibi. Zira ablukada ve iç savaşta en çok çocuk öldü Yemen’de.

Ölen çocuk sayısını, Suriye’de ölen çocuk sayısı ile yarıştıran hastalıklı bir zihin var. İran’ı savunanlar Suud’un çocuk katliamına, Suud’u savunanlar Esed’in çocuk katliamına ses çıkarmayanları suçluyor.

Belki de hayatın en utanç verici karşılaştırması. Ölen Müslüman çocuklarının sayısını, bedenini; mezhep taassubu, ideolojik saplantılar yüzünden birbirine koz olarak kullanıyor hastalıklı zihinler.

Ölen Müslüman, öldüren Müslüman. Neyin hesabını yapıyorlar? Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta, yaşanan utanç tüm Müslümanlara ait.

Hudeyde ağlıyor.

İki minik ayak cansız bedenler arasından dışarı sarkıyor.

Çölden gelen toz bulutu, nemden çürümüş bedenleri kaplıyor.

Duyan yok, gören yok, yardım eden yok, ağlayan yok.

Hudeyde ağlarken, Müslüman dünyası utanç içinde acıları ve ölüleri yarıştırıyor.

Yemen… ah kadersiz Yemen… Bitmedi acıların, bitmedi çilen.

Kemal Öztürk / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here