Ramazan Bayramı ve Üzerine Düşünme…

0
101

Tarih boyunca insanların geleneklerinde bu tarz bayramların varlığı hep bir sonraki hayatın varlığının somut bir delilini tecrübe etme bağlamında ele alınabileceğini söylemek mümkün! Bütün kültürlerde bu olguyu görmek mümkün…

Ramazan Bayramı ve Üzerine Düşünme…

Tarih boyunca insanlar sıkıntılarla, darlıklarla, savaşlarla karşı karşıya kalmışlardır. Her sıkıntıdan sonra ise insanlar coşmuşlar ve bir ruh sevinci yaşamışlardır. Bu da insanın doğasının kaçınılmaz bir özelliği olarak öne çıkmaktadır. Küçükten büyüğe, zenginden fakire, işçiden patrona, kadından erkeğe her insan bir sıkıntısı bittikten sonra rahatlar ve bunu coşkunlukla karşılamak ister.

Her yeni başlangıcın insan üzerinde bıraktığı sevinci dikkate almalıyız. Her başlangıç yeni bir insan olmanın farkındalığını oluşturur. Sorunlar yumağı insanı gerer. Bu yüzden sorunların bitiminde bir gevşeme oluşur. Bu gevşeme sadece bedende meydana gelmez. Ruhumuzda, düşüncemizde, beklentimizde ve ilgimizde de bir değişim meydana getirir. Ayrıca her insanın her sıkıntıyı aştığında yeni bir sıkıntı ile karşı karşıya kalacağı zaman umudunu artırıcı bir özellik taşıdığı da açıktır. Böylece insan umut etmeyi ve umuda yaslanmayı da beraberinde öğrenmiş oluyor.

Ramazan ayı ise bir meşakkat ayı; ancak bu meşakkat, insanın bizzat gönüllü razı olduğu bir meşakkattir. Bu yüzden bayram yapmak aynı zamanda insanın yorulduğunda, çaba ve gayretinin getirisini bulacağını idrak edeceği bir zemini de kurar. İnsan, Rabbine kulluk ederek meşakkate katlanır. Sonunda da kurtuluşunun teminatı olarak beratı eline alır ve büyük bir sevinç duyar. İşte bayramlar bu sevinci yaşamanın adıdır.

Ramazan ayı, kişiye, kendine ilahi emir gereği yasaklar koyarak hayatını idame ettireceği bilgisini vermesi bağlamında önemli bir zihni duruşa işaret eder. Böylece kişi, yaşadığı bu tecrübe ile enfüsi bilgisini afakî bilgisine ekleyerek kendisi için daha doğru bir yaşam alanı oluşturabileceği bilinci de kazanmaktadır. Bu bilinç üzerinden de ahiret inancının bir sağlamasını ve idrakini oluşturması bağlamında da önemli bir tecrübeye işaret eder.

Bayram,  kişiye ilahi kurtuluşun mümkünlüğünü tecrübe etmesini sağlar. Bu tecrübe üzerinden de kişinin dünyadaki emir ve nehiylerden hareketle kendine çeki düzen verdiğinde ahiretteki vuslatın neliğini kavraması sağlanır. İnsan tecrübesi kadardır. Bu temel gerçekliği dikkate aldığımızda insanın bir ay boyunca kendini tutması, her türlü kötülükten ve mubah olan yeme, içme ve cinsel temastan uzak kalarak kendi gerçekliğini tecrübe eder. Bir başka insanın yaşayabileceği duygusal anaforu hissedebilir. Ve insan gerçekliğinin hakikatinin neye tekabül edeceği meselesi hakkında da bir idrak oluşturur.

İnsan, kendisine gönderilen ilahi bilginin niteliği hakkında bir bilgiye sahip olmadığı gibi öne çıkardığı dünya ahiret ayrımını da tam olarak kavrayabildiği söylenemez! Dünyada yaşadığı olumsuzlukların ağır baskısı altında niçin bu dünyada olduğunu anlamlandırma konusunda da ciddi sıkıntılar yaşadığı aşikâr. Ama bayram, bir ay boyunca yaşadığı sınırlı yaşamadan sonra bayram ile o sınırların ortadan kalktığı bir zaman dilimini tecrübe ediyor. Bu, bize, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki farkı öğreteceği gibi, insani tecrübe olarak dünyadaki sınırlılığımızın ortadan kalktığı yeni bir hayatın mümkünlüğünü de göstermesi bağlamında önemli ve bir o kadar da dikkate şayan bir tecrübî idraktir.

Tarih boyunca insanların geleneklerinde bu tarz bayramların varlığı hep bir sonraki hayatın varlığının somut bir delilini tecrübe etme bağlamında ele alınabileceğini söylemek mümkün! Bütün kültürlerde bu olguyu görmek mümkün… Hatta farklı yaşam alanlarında da bu tecrübeye yer verilmiştir. Çok yoğun çalışan bir işçinin o tempodan sonra kendisine tatil hediyesi verilir. Veya çok yoğun bir ders döneminden sonra öğrenci kendisini boşluğa tevdi eder. Dinlenir… Patron çok çalışıp kazancını artırınca kendisini mükâfatlandırır ve tatile çıkar. Bolca harcar, gönlünce eğlenir vesaire…

Çabanın karşılığı meselesini gözlemlediğimiz gibi her alanda bulmak mümkündür. İnsanın teşekkür etmesi, minnet duyması, verilen bir hediyeye coşku dolu bir tepki vermesini de dikkate aldığımızda bayramın neye tekabül ettiğini ve insanın anlam yolculuğu bağlamında nasıl bir yere tekabül ettiği daha da açıklayıcı olabilir.

Hayatın zıtlıklar üzerine kurulu olduğu bir dünyanın sakini olarak yaşadığımızı unutmamalıyız. Bu zıtlıklar bizim doğamızın temellerini oluşturduğu da bir başka temel gerçekliği işaret eder. Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı iki zıttın tek elde buluştuğu bir zemini gösterir. İnsan bu olguyu doğru anlayarak hayatına anlam katmayı başarabilmelidir. Zaten bir boyutu ile insan anlamdır. Yani anlamlandırma faaliyetinin cereyan ettiği bir vasata sahiptir. İnsan, etrafında olup bitene karşı bigâne kalamaz, onu yorumlar ve tanımlar. Böylece insan her faaliyeti ile aslında anlama katılmakta ve onu biçimlendirmektedir. Böylece yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır ve sonuçlarına da katlanmakla yükümlü hale gelir.

Bayram sevinci bütün bu durumların üstesinden gelmenin hazzını ve idrakini yaşatmalıdır. İnsan genelde akıntıya kapılıp hayatına devam ettiği için anlamlandırmayı genel insanlık âlemi içinde betimleyerek varlığını anlamlı hale getirerek yolculuğunu sürdürür. Kuran, bu karakteristik yapıya ‘kitabı sağından verilenler’ olarak betimleyerek insanların çoğunluğunun bu hal üzere oluşunu dile getirir. Ama sabikun olanlar her zaman azınlıkta olmayı sürdürmektedirler. Bayramı gerçek anlamı ile idrak edenlerde bu sabikun sınıfına dahil olma imtiyazını elde edenlerdir…

Bu vesile ile okuyucularımın, dostlarımın, arkadaşlarımın, yoldaşlarımın ve tüm İslam ümmetinin bayramını kutlar esenlikler dilerim…

İçinde bulunduğumuz halin değişimine katkı sunmasını umuyorum, gerçek anlamda, bela ve musibetlerin azaldığı bir zeminde bayram kutlamayı da nasibimiz olsun duasıyla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here