KARANTİNA GÜNLERİ

0
177

Herkesin evinde oturmak ve kendisine dönmek durumunda kaldığı bu zorlu günlerde yapılacak en doğru hareket Allah’ın Kitabı’na yönelmek; onu, tedebbür, tefakkuh, taakkul ve tefekkür ederek okumak gibi görünüyor. Çünkü, ölümün soğuk nefesinin yakinen hissedildiği böylesi zamanlarda Ademoğlu için dünyaya dair her şey anlamını yitirmeye, kendisini bu maddi hayata bağlayan zincirin halkaları hızla boşalmaya başlar.

Bu anlamsızlık hali, onu ister istemez hayata dair ontolojik sorgulamalara sürükler. Hayatla bağları gitgide saydamlaşır. Bu sorgulamanın kat’i cevaplarla tatmin edileceği yegane mercii ise hiç kuşkusuz ki varlığı yaratan, insana bu hayatı bahşeden sonsuz kudret sahibi Allah’tır.

O’ndan cevap alabilmenin tek yolu ise Resulullah’a vahyetmiş olduğu Kitab’ı hakkıyla okumaktır. Hakkıyla okumaktan kasıtsa, aklederek (taakkul ederek) ve anlayarak okumaktır. Çünkü Rabbimiz, göndermiş olduğu Kitab’da bize şu şekilde buyurmaktadır:

Şayet Biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görecektin. İşte Biz, belki düşünürler (taakkul ederler) diye, insanlara böyle örnekler veririz.” (Haşr 21)

“(Bu Kur’an), ayetlerini düşünsünler, tam akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz hayır ve bereketi bol bir kitaptır.” (Sâd 29)

Eğer Rabbimizin buyurduğu gibi gönderdiği kitabı aklederek okursak, apaçık göreceğiz ki, zihnimize takılıp bizi rahatsız eden pek çok soru, bin üç yüz küsür senedir duvarlarımızda asılı duran veya başımızın üstünde bir yerlere kaldırarak mehcur bıraktığımız bu Kitab’da detaylı olarak cevaplandırılmıştır. Örneğin, pek çok sosyal medya paylaşımından anlaşıldığı üzere insanlar, Covid-19 belasının niçin başlarına geldiğini sorgulayıp durmaktadırlar. Oysa bunun cevabı Kur’an’da gayet tatmin edici şekilde verilmiştir:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, sizin ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Allah yaptıklarınızın çoğunu da affeder.” (Şura 30)

Zihinleri kurcalayan bir diğer husus da böyle zamanlarda ortaya çıkan “kadercilik” hastalığıdır. İnsanlardan bazıları, bu gibi durumlar karşısında yapılan bilimsel uyarılara kulak asmaz ve Allah’ın kaderinden tedbir alarak kaçılamayacağını iddia ederler. Oysa bu Allah’ın Kitabı’nda müşrik mantığı olarak nitelenen bir anlayıştır. Sonsuz ilim sahibi olan Rabbimiz, akıl etmekten hayli uzak böylesi zihinlere karşı uyarısını yine kerim olan Kitabında yapmaktadır:

“Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk koşardık ne atalarımız; hiçbir şeyi de haram saymazdık. İşte onlardan önce gelenler de peygamberleri böyle yalanladılar da sonucunda azabımızı tattılar. De ki: Bu hususta bir bilginiz varsa hemen bildirin bize. Fakat siz, ancak zannınıza uyuyorsunuz ve ancak yalan söylüyorsunuz.” (En’am 148)

İşte bu zanni görüşler dolayısıyla, Allah’ın ayeti olarak ortaya çıkan virüs tehlikesine karşı tedbir almayı küçümseyen, akılsızca bir tavır sergilendiği gözlemlenmektedir. Tevekkülü, kul olarak üstüne düşen tüm çabayı göstermeksizin ve sorumluluklarını üstlenmeksizin işini Allah’a bırakmak zanneden; oysa elinden gelen tüm çabayı göstererek sonucu Allah’tan beklemesi gereken insanlık, bu ferasetten uzak tutumu nedeniyle virüs belası dahil, bin bir türlü musibete muhatap olmak zorunda kalmıştır. Çünkü Allah’ın sünneti, Kur’an’da buyurulduğu üzere bunu icap ettirmektedir:

“Allah’ın (akıl ve irade vermek suretiyle gerçekleşen) izni olmasaydı, hiçbir insan imana eremezdi! Ve O, aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” (Yunus 100)

Büyük bir yanılgı da dua hususunda yaşanmaktadır. İnsanların çoğu “dilimizden duayı eksik etme ya Rabbi!” veya “Bizi bu beladan kurtar Allah’ım” şeklinde kavli dualar etmektedir. Oysa dua yalnızca kavlen, yani sözlü olarak yapılan bir yardım talebinden ibaret değildir.

Dua, Allah’ın koyduğu ölçülere uygun şekilde sebeplere sarılarak ve fiili olarak o duanın icaplarını yerine getirmek sureti ile yüce Allah’a sığınma tavrıdır. Pasif, eylemden uzak, sünnetullaha aykırı biçimde, vaziyetin icaplarını yerine getirmeksizin salt sözel olarak yapılan duanın İslami açıdan bir karşılığı olduğuna inanmak, kesinlikle kabul edilebilir bir anlayış değildir.

Gerçek dua, fiil ile tasdik edilmiş duadır. Duasında ne kadar samimi olduğunu, o duanın icaplarını hayatına yansıtarak ve pratiğe dökerek Rabbine kanıtlamayan kişilerin kavli duaları, ancak bir aldanıştan ibarettir. Çünkü insana sadece ve sadece çabasının karşılığı verilir:

“Şüphesiz insana kendi çabasından (emeğinden) başkası yoktur.” (Necm 39)

Son olarak, insanların bu karantina günlerini bir özeleştiri imkanına dönüştürmeleri ve nefislerini sorgulamaları gerektiğini söyleyebiliriz. Gündelik koşuşturmacanın, ekonomik kaygıların ve post-modern hayat tarzlarının müsaade etmediği sorgulamayı bugün yapabiliriz.

Kibre kapılıp bizim sandığımız zaman olgusunun sahibi ve yine büyüklenerek kendimize ait gördüğümüz hayatlarımızın yegane sahibi (Rabbi) olan Allah bize “durun” dedi! Durun ve sorgulayın boşa harcadığınız sefil hayatlarınızı! Ve dönün Rabbinize! Dönün size bahşettiği, sizinse mehcur olarak bıraktığınız o Kitab!a! Aradığınız tüm cevaplar onda sizi bekliyor!

Ey büyüklenen insanoğlu! Kendini değiştirmez ve Rabbini hayatına hakim kılmazsan, senin her şeyine zaten hakim olan Rabbinin sünneti gereği başına gelecek olan musibetlerden asla kurtulamazsın:

Firavun’un soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri gibi… Hani Allah’ın delillerini inkar edip kafir olmuşlardı da Allah, suçlarına karşılık onları azabına uğratmıştı: Şüphe yok ki Allah, pek kuvvetlidir, azabı da pek çetindir O’nun. Bu gerçek böyledir. Çünkü Allah bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum kendi gidişini değiştirmedikçe, asla değiştirip elinden almaz ve bilin ki, Allah herşeyi işiten ve herşeyi bilendir.” (Enfal 52-53)

Enver EMRE