Hz. Hüseyin’in Şehadetini Daha Farklı Anlamak ve Anmak!

0
276
Ritüelleşmiş bir avuntu programı olarak matem.
Asırlardır devam eden ve gittikçe de yeni boyutlar yeni içerik ve fonksiyonlar kazanan Kerbela anmalarının düşündürdükleri.

Şii olsun Sünni olsun, müslim olsun gayrimüslim olsun duyan okuyan herkes için yürek yakıcı bir olaydır Kerbela. Kerbela ve daha nice belalar… Ders alacak, ibret olacak acı olaylarla doludur insanlık tarihi. Hiçbir maddi beklentisi olmaksızın toplumlarını ıslaha çalışan Hakka çağıran peygamberlerin ve öncülerin işkence edilmesi ve öldürülmesi… Çocuk ve masum demeden yapılan toplu kıyımlar… Din mezhep ve mektep uğruna bir topluluğun bir neslin ya da bir şahsın yok edilmesi… İktidar uğruna bir halkın tedibi,  tenkili ve soykırımı… ve tahayyülü dahi insanı sarsan nice olaylar yaşanmıştır yaşanmaktadır ve yaşanacaktır. İnsanoğlu bu doğasıyla var olduğu müddetçe tarihin bu akışı da sürecektir.

Ne var ki kimileri için tarih bir yerde kesintiye uğruyor, duruyor. Bir ölüm anıdır, bir zulüm anıdır tıkıyor tarihin akışını. Tıkıyor tefekkür ve tedebbür kanallarını. Bir kan gölü oluyor; çekiyor kitleleri kendine boğuyor boğuyor boğuyor… Yıllar hatta asırlar geçiyor.

Benzer nice olaylar ve çok daha büyük dramlar yaşansa da açılmıyor tarih zindanının kapısı. Ayetlerin gösterdiği tarih perspektifine ulaşamıyor insanlar. “Onlar bir ümmetti geldi geçti…”

Anma programlarının, dramları tarihsel hafızada diri tutmanın / yaşatmanın dinler ve devletler için anlamı / önemi var, halklar ve duyarlı bireyler için taşıdığı anlam var; bunları farklı analiz etmek gerekir.

Topluma yön verenler için her şey araçsallaştırılabilir, her şey kullanılabilir bunu anlayabiliyorum. Kamuoyu oluşturmak, kamuyu manipüle etmek, uyutmak, cesaretlendirmek için kullanabilirler. Bu artık o aracı kullananların vicdanına ve amacına göre değer kazanıyor, iyi ya da kötü olabiliyor.

Peki bireyler hangi duygu ve duyarlılıkla araçsallaşırlar! Nasıl tek bir olayın ipoteği haline gelebilirler! Çok etkili bir seremonide yer almak düşünmenin ve üretmenin sıkıntılarını, zorluklarını hafifletebilir. Ama bu mudur amaç?  Yediden yetmişe Aşure törenlerinde tanık olduğumuz kan, zincir ve çığlıklar 14 asır sonra neyi besliyor? Sizce Hüseyin bunları istiyor olabilir mi? Bunların onun amaçladığı şeye hizmet ettiğini düşünebilir miyiz?

Bi’r-i Maune Faciası  (70 civarında öncü konumunda Müslümanın kılıçtan geçirildiği vahim olay) ve benzer sayısız dramların her biri için, bir hafta değil birer gün veya birer saat ayırsak Allah’ın günleri yeter mi törenlere?

Kur’an ın üslubunda bu dramlar nasıl işleniyor? Niçin isimler değil de olaylar ve mahiyet öne çıkarılıyor?… “Ashabı Uhdud”… “Ashabı Kehf”… Bunlar daha mı önemsiz, dramatik yönleri daha mı zayıf? Yoksa tarih Hz. Hüseyin ile mi başlıyor ve onunla mı bitiyor?

Ya Hüseyin (ki bizim gibi bir fani) hiç yaşamasaydı Kerbela’nın yerine neyi koyacaktık? Kin ve kan davasını nasıl sürdürecektik?

Peki bizim duruşumuz nedir bu belalar karşısında? Yaşadıklarımız ya da tanık olduklarımız karşısında ne yapmalıyız?

Bir direniş arabeski oluşturulabilir. Müziğiyle, edebiyatıyla, sanatıyla… Bir kin ve lanet kültürü oluşturulabilir asırlar sürecek; sevgi, empati ve tanışmanın önüne set çekecek… Kitleleri avutacak, uyutacak ve deşarj edecek seremoniler düzenlenebilir.

Ya da, yaşanmış tarih ve olaylar/dramlar bir eğitim sahnesi olur ders görülür ders alınır. Tarihte yaşanmaz, tarihten ibret alınır. Biz tarihte değil, tarihten dersler alarak bu günde yaşamalıyız.

Sonuç olarak öneriyorum: Gelenekselleşmiş / ritüelleşmiş amaç ve fonksiyonundan kopmuş mah-ı matem ve ah-u figan törenleri yerine Hüseyin’nin ruhunu şad edecek etkinlikler yapmak güzel olmaz mı?

Somutlaştırayım: Tarihte kalmak ve tarihe ağlamak yerine çağın örtülü dramlarını deşifre etmek, çağın Yezitlerini telin etmek Hüseyin’i sevindirmez mi? Örneğin bu yılın Yezid’i Esad ve Esad rejimi olsun, onlara vuralım zincirleri… Ve seremoniye boğmadan, gerçekten analım Hüseyin’i, Hüseyni kıyamı…

Böylece, ağlayıp sızlanan, öykünüp sövkünen birey ve toplum yerine duyarlılığını koruyarak öngören, öneren, üreten, yapan proje sahibi birey ve toplum olmaya doğru gidebilir; bu tür dramları ve zulümleri yaşatanlar karşısındaki acziyet ve çaresizlik halinden kurtulabiliriz.

Latif KINATAŞ 12 Aralık 2011