Gelecekten Bugüne Bakmak!

0
385

Bugünden geçmişe baktığımızda önemli addettiğimiz birçok şeyin önemsiz ve anlamsız olduğunu görürüz. Bunu milletler, dinler, mezhepler, cemaatler için söyleyebildiğimiz gibi kendimiz için de söyleyebiliriz. Geçmişe bakarak ihmallerimizi, başarısızlıklarımızı, doğru ya da yanlış yerlerde duruşumuzu kritik edebiliyoruz.

Bunu kısmen şahit olduğumuz iletişim teknolojilerindeki değişim üzerinden anlatayım.

Çocukluğumda, çok değil kırk-elli yıl önce plak çalan pikapların yanında makaralı teypler yeni çıkmıştı. Gramofon, pikap biraz önceye ait… Teypler plaklar gibi bir iki şarkı değil, onlarca şarkıyı bir arada sunan, hatta ses kaydına imkân veren önemli bir teknolojik gelişmeydi. Çok geçmeden makaralara dolanan şeritli kasetler ve bunları çalan kasetçalarlar piyasaya çıktı. Harika bir aletti. Gurbetteki bir akrabanın sesini kaydettiği bir kaset geldiğinde maaile toplanır, kasette anlattıklarını heyecanla dinlerdik. Yasaklı sanatçıların kasetlerinin onlarca kopyasından sonra hışırtıdan ne dedikleri pek anlaşılmazdı, ama yine de özgürlüktü onları dinlemek… Ülkenin meşhur vaizlerini dinlemek de öyle…

Erzurum’un Hınıs ilçesinin bir köyünde bir köylünün evinde kumandalı bir kasetçalar görmüştüm. Yurtdışından göndermişlerdi ve sahibi övünerek oturduğu yerden bazı komutları verebildiğini uygulamalı olarak anlatıyordu. Kocaman kasetçaların kumandası beş-altı metrelik bir kabloyla kasetçalara bağlıydı. Adam oturduğu yerden açıp kapatıyordu. Büyük konfor… Bir de wolkman diye küçük bir kasetçalar çıkmıştı. Kulaklıkla dinleyebiliyordunuz. Yakın zamanlarda cd çaları çıkmıştı ki çoğunuz ona yetişmişsinizdir. Mp3, Mp4 gibi müzik aletleri çıktı ki, artık yüzlerce şarkıyı avucunuzun içine sığan aletlerle cebinizde taşıyabiliyordunuz. Şimdilerde cep telefonları bu aletlerin neredeyse hepsini tarihe gömdü, gömüyor. Bunların icadı ve geliştirilmesi için harcanan emek, yapılan yatırım, insanın bunlara sahip olması için ödediği bedeller muazzam… Ama bir süre sonra benim burada yazdığım gibi anılara dahi konu olmayacaklar…

Bahsettiğim yıllarda televizyonun hayatımıza girmesinin üzerinden çok geçmemişti. Tek kanallı, akşam yayına başlayan gece yarısı olmadan yayının bittiği bir programla devlet televizyonu bizim için dünyaya açılan bir pencereydi.

Siyah beyaz televizyonlarda karıncalanma görüntüye hâkim olsa da gördüklerimiz bize yetiyordu. Biraz da hayallerimizle görüntüleri netleştiriyorduk sanırım. Ardından renkli televizyonlar çıkmıştı ki teknolojiyle arası iyi olan bir arkadaşım, “Sesi dalgalarla göndermeyi anlıyorum da görüntüyü, üstelik renkli olarak gönderme olacak şey değil!” demişti. Sonra televizyonlar büyüdü, inceldi, eğildi, büküldü şekilden şekle girdi.

Tek kanaldan binlerce kanala geçildi. Şimdilerde bunlar da önemini yitiriyor. Yakın gelecekte hepsi tarih olacak.

Ülkemizde gazete basım oranları batı ülkeleri gibi olmadı hiçbir zaman… Ama bir dönem bir milyonu geçen gazeteler vardı. Çok gazete satabilmek bir güçtü. Gazete sahiplerinin bunu siyasi nüfuz ve hatta ekonomik çıkar için kullandıkları bilinmeyen bir şey değildi. Birçok gazete patronu gazeteleri diğer işlerinde güçlü olmak için elinde tutuyordu.

Peki, şimdi gazete satın alan var mı? En son ne zaman fiziki olarak gazete aldık? Gazetelerin ilan ettikleri tirajların resmi reklamlardan yararlanmak için yüksek tutulduğunu, baskı adetlerinin satış adetini yansıtmadığını düşünüyorum.

Artık insanlar farklı mecralardan bilgi ediniyorlar. Sosyal medya denen olgu bugün çok etkili… Bir o kadar da değişime açık… Yönlendirme var mı? Eskiden olduğu gibi… Gazetelerin tirajları yüksekken olduğundan daha fazla değil…

Bugün sahip olduğumuz teknoloji dünle karşılaştırılmayacak kadar ileri… Peki yarınla? Muhtemelen yarınla da karıştırılmayacak kadar geridir.

Aslında gündemimiz, sosyal ilişkilerimiz hatta değerlerimiz de öyle değil mi?

İnsan hayatı dinamik bir süreç…

Sürekli bir değişim yaşıyoruz. Sabitelerimiz olduğunu kabul ediyoruz. Hayatı anlamlandırmak için buna ihtiyaç duyuyoruz belki de… Ama sabitelerimiz ne kadar be ne kadarıyla sabite… Çünkü bunları da yeniden yorumluyoruz, yeniden tanımlıyoruz. Dün yaptığımız ve uğrunda can verilmesi gerektiğini söylediğimiz, mesela bin yıl değişmeyecek dediğimiz şeyler, birkaç yılda değişebiliyor. Bazen değişmediğimizi iddia ediyoruz, ama bu da mümkün değil…

Bugünün gündemine bin yıl sonradan bakan bir insan neleri görecek, dönemi nasıl değerlendirecek?

Günlerce konuşulan/tartışılan bir açıklamanın, filancanın aşı olmasının önemi olacak mı?

Değer verdiklerimiz ne kadar değerli?

Prof. Dr. Adnan Demircan – islamtarihi.info