ÇOĞUNLUĞUN DİNİ “ATALAR DİNİ”

0
1187

İnsanı yaratıcısı karşısında sorumlu kılan, onun seçme yeteneğinin ve yaratıcı kabiliyetinin kaynağını oluşturan aklıdır, însan, kendisinde mevcut olan bu kaynak güç ile diğer canlılardan ayrılarak hayatta kendisi için bir yaşam tarzı belirleyebilir, birey ve toplum bazında kendisi için bir kültür oluşturabilir.

İnsan, ortaya koyduğu yaşam tarzından sorumlu tutularak aklını kullanma biçimine göre “din günü”nde hesaba çekilecektir. İnsanın kendisi için seçtiği yaşam biçimi (kültür) bazen yaratıcısının çizdiği çerçeve içinde bazen de yaratıcıya karşıt bir takım otoritelerin çizdiği çerçeve içinde gerçekleşir.

Yaşamını Allah’ın çizdiği çerçevede oluşturan insanlar (müminler) kitaplarını sağ taraflarından alarak cennete girecek [56/8]; bunun dışında bir yaşam tarzı (kültür) belirleyenlerse kitaplarını sol taraflarında alacak ve cehenneme gireceklerdir [56/9].

Bu noktada kültür tanımı hakkındaki yaklaşımımızı ifade edelim. Kültür; insan cinsinin kendi çabalarıyla ve tarihinden devraldıklarıyla oluşturduğu ve kendinden sonraki nesle aktardığı her türlü ortak duygu, düşünce, dil, sanat, yaşayış biçimi ve unsurlarının tümüdür.

Yaşam biçiminin tümünü belirleyen öğeler vahyi bildirimler doğrultusunda olursa buna “ilahi kültür”, ilahi otoritenin dışındaki bir düzlemde olursa buna da “cahili kültür” demek mümkün olur. İnsanlık tarihi incelendiğinde de görülür ki, bu anlamda iki kültür varolagelmiştir. Bunlardan ilki insanı sadece Allah’a kullukla yükümlü tutarak insana doğal özgürlüğünü vermiş/vermektedir, diğeri ise, çeşitli vesilelerle Allah’ın insana verdiği bu doğal özgürlüğü elinden alarak, başka otoriteler karşısında köle durumuna getirmiş/getirmektedir.

İnsanların fıtratlarına uygun olarak Allah’a kulluk yapmaları peygamberler aracılığıyla getirilen veya tahrif olmadan devam edegelen vahye (Kur’an’a) uymaları ve hayatlarını ona göre düzenlemeleri ile sağlanırken; Allah dışındaki otoritelere köle durumuna getirilişi ise çeşitli vesilelerle gerçekleşmiştir. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi diyebileceğimiz tarihin devrettiği yanlış anlayış ve kültürün bir sonraki nesli de etkiliyor ve yanlışlara sürüklüyor olmasıdır. Bu noktada insan üzerinde etkin olan otorite ilahi vahiy değil, bir önceki nesilden devraldığı yanlış anlayış ve kültürdür.

İnsanların çoğu zaman düşünce ve yaşam perspektiflerini büyük ölçüde tarihlerinden devraldıkları kültür ve geleneksel yaşam tarzıyla şekillendirmektedirler. Çünkü insan doğduğu andan itibaren -doğru ya da yanlış- atalarının kültür ve geleneğiyle içiçedir. İnsan, içinde bulunduğu bu kültürle yetişerek, onun bir parçası, onu devralıp daha sonra devredecek olan bir dişlisi haline gelir. Bu rolün taşı­yıcılığını yapan insan, rolünün yanlışlığını düşünmek bir yana, çoğu zaman yaşatmaya çalıştığı kültürünün doğruluğundan şüphe bile etmez. Onun yapması gereken; devraldığı kültürü yaşatmak, kendinden sonraki nesillere devretme görevini yerine getirmektir. Bu görevi yerine getirmeye içinde bulunduğu toplum tarafından zorlanır ve kendisini de bu noktada bilinçsizce zorunlu hisseder. (Çünkü geleneksel yapı bir anlamda, hatta çoğunlukla bilinç denen olgunun iyiden iyiye köreldiği ve alışkanlığa dönüşen davranışlar bütünü olduğu için, insanı etkin yönlendiricilikle kuşatıverir.) insanın, kendisini saran gelenek hakkında kuşkuya kapılması için ya tamamen farklı kültür ve geleneklerin egemen olduğu bir toplum içinde yaşamak zorunda kalması ya da peygamberlerin itikat noktasında ortaya koyduk­ları tebliğ ve mücadelede olduğu gibi kendi geleneğine karşı şiddetli bir başkaldırı ve dirençle uyarılmış olması gerekir. Bu faktörlerin etkisi değişim söz konusu olmadığı müddetçe, gele­neksel çark dönmeye devam edecek, yerleşik kültür tek düze yaşamını sürdürecektir.

Antropoloji bu olayı “tarihselcilik [historizm]” olarak tanımlar. Kur’an-ı Kerim’in anlatımı ile bu durum, “Atalar Dini”nin devam ettirilmesi diye vasıflandırılabilir.

Kur’an’da anlatılan geçmiş kavimlere ait kıssalarda görürüz ki; “Atalar Dini” mazereti, ilahi tebliği reddetmekte büyük bir yer tutmaktadır. Yani insanların atalarından devraldıkları dinden ayrılmak istemeyişleri, onları ilahi dini reddetme sonu­cuna götürmüştür. Çünkü hemen her yönden birbiriyle tezat teşkil eden “Atalar Dini” ile “îlahi Din”in öğretileri karşısında bu insanlar tercihlerini atalar dini yönünde yapmışlardır. Bu noktada “Atalar Dini”ni tercih eden insanlar, alışılmış tarihi düşünce kalıpları ve davranış biçimleri dışındaki tutum ve anlayışları reddetmişlerdir.

İşte bu “tarihselcilik”, ilahi mesaj karşısında insanın doğru ve hür düşünebilmesini, buna bağlı olarak da yalnızca dini Allah’a halis kılarak yaşayıp, sadece Allah’a kul olarak gerçek özgürlüğüne kavuşmasını engellemiştir. Bu ön kabuller “ilahi Din”in evrensel ilkeleri değil de, temelde “Atalar Dini”nin ön kabulleri olunca, asırlar boyu yanlış anlayış ve yaşayış devam edegelmiştir. Kendilerine getirilen doğrular karşısında da atalarından devraldıklarını mazeret göstererek kendilerini sorumluluktan kurtarmaya çalışmışlardır.

Kur’an-ı Kerim peygamberlerin kıssalarını anlatırken inkarcıların mazeretçi tavırlarını ve “Atalar Dini” yönündeki tercihlerini bize ibret verici bir şekilde aktarmaktadır. Zaten kıssaların anlatılmasının da ibret vermekten başka bir amacı yoktur.

Ad kavminin kıssasından bahsederek Hud (a)’ın tebliği karşısında kavmi: “Ya! demek sen, tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin.” (7/Isra, 70) şeklinde tavır almış, Allah’a kulluk yerine atalarının taptıklarını tercih etmişlerdir.

Yine Medyen halkına gönderilen Şuayb (a)’ın tebliğine karşı kavminin takındığı tavır da farklı olmamış, yine “Atalar Dini”ni tercih yönünde olmuştur [11/87].

Kur’an’da anlatılan kavimlerin kıssalarında temelde iki ortak nokta göze çarpmaktadır. Birincisi, dini sadece Allah’a halis kılarak kulluk yapmak; ikincisi, bu kulluğun zorunlu sonucu olarak “Atalar Dini”nin getirdiği yanlış anlayışları reddetmektir. Ancak, içlerinde küçük birer topluluk hariç ilahi mesajla karşılaşan her kavim atalarından devraldıkları dinin tesiriyle “îlahi Dini” red sonucuna varmışlardır. Kur’an’ı yalanlayanların durumu da bunlardan farklı değildir. Mekke dönemi müşriklerini anlatırken Rabbimiz bir genelleme yaparak elçi gönderilen her kavmin inkarcılarının aynı mazareti ileri sürdüklerini bildirmektedir [43/22, 23].

Buna göre; ilahi mesajla gönderilen her elçi birçok yalanlamalarla birlikte “Atalar Dini” mazeretiyle karşılaşmışlardır. Bu insanlar ise gelen mesaj karşısında akıllarını birazcık kullanmak külfetine katlanmak yerine daima kolaycılığı tercih etmişler, atalarının üzerinde bulunduklarını yaşamaktan uzak durmuşlardır. Bu tavırda sürekli olarak yanlışların kültürel olarak devam etmesine sebep olmuştur.

Kur’an-ı Kerim “Atalar Dini”ni mazeret gösterenlere karşı «…ataları bir şey düşünmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?» (2/Bakara, 170; 5/Maide, 104) şeklindeki sorularla, yaptıklarının ne kadar tutarsız ve geçersiz olduğunu istihza ile ortaya koymuştur. Atalar dinini mazeret gösterenler hiç bir şekilde ataları tarafından kendilerine sunulan dinin doğru olup olmadığını araştırmamış, öylece kabul etmişlerdir. Düşünmeyen ve doğru yolu bulamayan atalarını mazeret göstererek kendileri de ataları gibi düşünmeyen dolayısıyla doğru yolu bulamayan kimseler durumuna düşmüşlerdir [21/54]. Atalar dininin düşüncesi dışına çıkamamaları ve kendi akıllarını kullanamamaları, onları Allah’a karşı iftiraya [7/28] ve sonuçta da şeytanın davet ettiği alevli ateşin azabına götürmüştür [31/21].

İnkarcıların durumu böyle iken Rabbimiz kitabında iman edenlere hitap ederek kesin ve net bir dille onları uyarmış; değil cahili kültürü ve atalarını taklid etme…. yanlış üzere olan en yakınları, babalan ve kardeşlerini dahi veli edinmemelerini istemiştir [9/23].

Yukarıda anlatılanların günümüzdeki yansımalarını düşündüğümüzde içerik olarak belki biraz farklı olmakla birlikte, Kur’anî doğrular karşısında öne sürülen mazeretlerin yer yer benzer itirazlarla aynılaştığı gözlenir. Bu anlayış; ya mezhep taassubu, ya geçmiş ulemanın dokunulmazlığı ya da yaşayan her geleneğin doğruluğunu kabul etmek gibi ön kabullerle kendisini göstermiştir/göstermektedir. 14 yüzyıllık bir süreç geçiren İslam kültürü bu zaman zarfında düşünce ve yaşantı itibariyle birçok eksiltme, artırma, bidat ve hurafelere maruz kalmıştır. Geleneksel din anlayışı, tarihin taşıdığı yanlış anlayışları da dinin aslından saymış ve tarihin (geleneğin) baskısı altında onların doğruluğuna hükmederek yaşatmaya devam etmiştir. Dinin aslını Kur’an-ı Kerim’den ve örnek uygulamasını sahih sünnetten almayı bırakan insanlar, atalarının kendilerine taşıdığı yanlış-doğru ne varsa hepsini sorgulamadan kabul ederek hepsini “Asıl Din”(!) konumuna getirmişlerdir.

Doğru olmayan şeyleri gözü kapalı olarak doğru saymak ne kadar yanlış ise; doğruluğu kesin delillerle ortaya konmamış, ancak ataların ve mevcut geleneğin getirmiş olması dolayısıyla “doğru kabul edilen”(!) şeyleri doğru saymak da o kadar yanlıştır. Bundan dolayı atalarımızın düştüğü hatalara düşmemek, inanç ve amelde “gerçekten doğru” [5/48] olanla hareket edebilmek için; doğrularımızı dinin aslı olan Kur’an’dan almak ve atalarımızın bize taşıdıklarım da Kur’an süzgecinden geçirmek zorundayız. Aksi taktirde farkında bile olmadan hüsrana düşebiliriz.

«Asra andolsun ki insan HÜSRAN içindedir. Ancak iman edip, iyi iş yapan, birbirlerine HAKKI ve SABRI tavsiye edenler başka.» (103/Asr, 1-3)

169- O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.(167)BAKARA SURESI

Insanlara yiyecek ve içecekler hakkında cahiliye geleneklerinin ve önyargıların koyduğu tüm sınırlamaları ortadan kaldırmaları söylenmiştir.

Fakat , “Şeytan, insanları, yiyecek ve içeceklerle ilgili bu tür hurafelerin dinin bir parçası olduğuna inandırarak kandırır. Oysa bunların Allah’tan olduğunu gösteren hiç bir otorite yoktur.”

170- Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler.(168) (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulmamış idiyseler?BAKARA SURESI

Bu ayette kasdedilenler ister İslâm’a her çağrıldıklarında, kendilerine hukuk sistemlerini ve ibadet geleneklerini sadece bu ilâhi kaynağa dayandırmaları gerektiği her hatırlatıldığında, bu dinin onaylamadığı cahiliye geleneklerinden kopmalarının lâzım geldiği onlara her söylendiğinde bu ayette nakledilen sözü hatırlatan müşrik Araplar olsun; isterse atalarından kendilerine miras kalmış olan kültür birikimine bağlılıklarını sürdürmekte ısrar ederek bu yeni dinin hem bütününü ve hem de ayrıntılarını benimsemeyi inatla reddeden yahudiler olsun; ister onlar, ister bunlar kastedilmiş olsun, bu ayet, inanç konusunda yüce Allah’tan başkasından birşey öğrenmeyi, bu konuda taklitçi olmayı, düşünceden ve bilinçten yoksun nakilciliği ağır bir dille kınamaktadır:

Peki, ya onların ataları hiçbir şeyi düşünemeyen, doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi öyle yapacaklar?

Eğer durum gerçekten böyleyse yine atalarından kendilerine miras kalmış olan düşüncelere ve geleneklere uymakta ısrar mı edecekler? Bu ne biçim bir katılık, ne biçim bir taklitçiliktir? Bu yüzden böylelerinin gözleri önüne, bu kör taklitçiliğe ve katılığa yaraşan alaycı ve komik bir tablo getiriliyor. Kendisine söylenenlerden hiçbir şey anlayamayan, çobanın bağırarak söylediklerini sadece anlam ve içerikten yoksun bir ses dalgalanması, bir gürültü olarak algılayabilen, bayıra salınmış bir hayvanın tablosu. Dahası var… Bu kimseler sözkonusu hayvandan bile daha aşağı düzeydedirler. Çünkü bu hayvan görebiliyor, işitebiliyor ve ses verebiliyor. Oysa bu kimseler sağır, dilsiz ve kördürler.


171- Küfre sapanların örneği çağırma ve bağırmadan başka bir şeyi duymayan (duyduğu şeyin anlamını bilmeyen hayvan) a haykıranın örneği gibidir.(169) Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.

Bu insanlar, çobanlarının nida ve çağrısını duyan ve kelimelerin anlamını anlamaksızın onların nidasına doğru giden sığır sürüleri gibidirler.
Onlara nasihat etmek, sadece sesleri duyan, fakat kendilerine söylenen sözlerin anlamını ve ifade ettiklerini kavrayamayan bir sığıra nasihat etmek gibidir.

PEYGAMBER KISSALARINDA ATALAR DINI

IBRAHIM AS

SUARA 70.Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? Demişti.

SUARA 71. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” diye cevap verdiler.
SUARA 72. İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
SUARA 73. Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
SUARA 74. Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk,
SUARA 75. İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?

NUH AS

SUARA 105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
SUARA 106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
SUARA 107. Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
SUARA 108. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
SUARA 111. Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
SUARA 116. Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
SUARA 117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.

HUD AS

SUARA 123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
HUD-50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.
HUD-51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
HUD-53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.
HUD-54. Biz “Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!” demekten başka bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım.”

SUARA 136. (Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
SUARA 137. Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
SUARA 138. Biz azaba uğratılacak da değiliz.
SUARA 139. Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

SALIH AS

SUARA 141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
SUARA 142. Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
HUD-61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O’ndan mağfiret isteyin; sonra da O’na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.
HUD-62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.
SUARA 150. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
SUARA 151. “O aşırıların emrine uymayın.”
SUARA 152. “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
SUARA 153. Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

LUT AS

SUARA 160. Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
SUARA 161. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
SUARA 162. Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
SUARA 163. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
SUARA 164. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
SUARA 165. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
SUARA 166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
SUARA 167. Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!

SUAYB AS

SUARA 176. Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
HUD-84. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
HUD-85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
HUD-86. Eğer mümin iseniz Allah’ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.
HUD-87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!

HUD-89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir
HUD-91. Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.
HUD-92. (Şuayb:) “Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah’ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.

MUSA AS.

SUARA-23. Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
SUARA-24. Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
SUARA-25. (Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.
SUARA-26. Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
SUARA-27. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.

YUNUS AS

YUNUS 2. İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?

MUHAMMED AS

HUD-100. (Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.
HUD-101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

HUD-109. O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.

RUM-52. (Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin.
RUM-53. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

SUARA-3. (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
SUARA-4. Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
SUARA-5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah’tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
SUARA-6. Üstelik (ona) “yalandır” derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

ATALAR DINI


MAIDE-104.
Onlara: ” Allah’ın indirdiği (kitabı)ne ve peygamber’e gelin” dendiği zaman:” Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı?

ENAM-148.Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.”

ARAF-28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti.” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

ARAF-70. Dediler ki: “Ya, demek sen tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir!”

ARAF-173. Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).

YUNUS-178.Dediler ki: “Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız”.

HUD-62. Dediler: “Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun?Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.”

HUD-87.Dediler ki; “Ey Şu’ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.”

HUD-109. O halde sakın şunların ibadet edişlerinden şüpheye düşme. Daha önce ataları nasıl ibadet ediyor idiyseler bunlar da öyle ibadet ediyorlar. Biz de kendilerine nasiplerini elbette eksiksiz olarak öderiz.

YUSUF-40.”Sizin Allah’ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”

NAHL-35.Allah’a ortak koşanlar dediler ki: “Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O’nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık” Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık-seçik bir tebliğden, ibarettir.


KEHF-5.
Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

ENBIYA-53 Onlar: “Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk” dediler.

ENBIYA 54.İbrahim: “And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.

SUARA-74.“Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.”

LOKMAN-21.Onlara: “Allah’ın indirdiğine tabi olun!”dendiği zaman: “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, onun ardınca gideriz.” diyorlar. Ya şeytan onları cehennnem azabına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar?

SAFFAT 69- Çünkü onlar atalarını sapık yolda buldular. ·

SAFFAT 70- Öyle iken yine de düşünmeden atalarının peşinden koşuyorlardı. ·

SAFFAT 71- Andolsun onlardan öncekilerinin çoğu da sapmıştır. ·

SAFFAT 72- Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik. ·

SAFFAT 73- Bak, o uyarılanların sonu nice oldu. ·

ZUHRUF-22 Hayır, onlar sadece: “Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz.” dediler.

ZUHRUF 23-Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: “Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız.” dediler.

ZUHRUF 24-Gönderilen uyarıcı; “Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız?” deyince, onlar: “Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz.” dediler.

NECM 23-Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Onlara “Allah’ın Rasulü Muhammed (s.a.)’in üzerine indirdiği vahye uyunuz. Çünkü bu daha hayırlıdır ve daha uygundur. Buna karşılık onun dışında edindiğiniz dost ve velilerinize uymayınız,” denildiği zaman bunlar, kör bir taklid ile atalarını taklidin yoluna düşmektedirler. Bunu yaparken de sadece geçmişte yapılageldikleri, alışageldiklerine güvenip dayanmaktadırlar. Yüce Allah ise onların bu tutumlarını şöylece reddetmektedir:

Taklit ve adetlerinde onlar atalarını üzerinde gördükleri şeylere mi tabi olacaklardır! Ataları akaid ve ibadetler konusunda hak namına hiç bir şeye aklı ermeyen kimseler olsalar da mı? Evet, onlar bu konuda mantıkî her türlü delilden uzak kalsalar ve doğrudan ayrı olsalar dahi (yine de atalarına) uymaya devam edeceklerdir. İşte bu, delilsiz olarak taklidin yerilmiş olduğunu göstermektedir. Müctehidlere tabi olmak yani onların delillerini bildikten sonra müc-tehidleri taklid etmek ise caizdir. Çünkü Yüce Allah, “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilenlere) sorunuz.” (Enbiyâ, 21/7) diye buyurmaktadır.

Atalarını, başkanlarını körü körüne taklid eden, üzerlerinde bulundukları sapıklık ve bilgisizlikleri ürdürüp giden, konumlarının sağlıklı olup olmadığinı düşünmeyen, kâfirleri imana davet eden kimsenin hali ya da niteliği hayvanlarına seslenip onları suya ve mer’aya güden, yasak şeylerden onları dürtüp uzaklaştıran yani çobanlarının söylediklerinden hiçbir şey akledip anlayamayan davarları güden kimsenin haline benzer. Kâfir ve hayvanlardan her birisi işittiklerinden bir şey anlayıp kavrayamaz. Bunlar sadece seslere ve çıngırakların çıkardıkları gürültülere takılır, ardından giderler. Çünkü kâfirler kalplerini, kulaklarını, gözlerini hidayetin nuruna karşı perdelemişlerdir. O bakımdan Allah da onların bu azaları üzerine perde indirerek mühür basmıştır. Böylece bunlar herhangi bir hayrın nüfuz edemeyeceği bir hale gelmişlerdir. Adeta -kendilerini imana iletecek türden- hiç bir şeyi işitemeyen sağırlar, konuşamayan dilsizler, Allah’ın ayetleri hakkında ve kendi nefisleri üzerinde düşünüp görmeyen körler haline gelmişlerdir. Hatta bunlar hayvanlarda olduğu gibi başkalarının arkasından gider, onlara uyarlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here